37,9467$% -0.02
41,6769€% 0.74
49,7675£% 0.66
3.843,17%0,44
3.151,69%0,52
9.523,31%-1,41
Kemalpaşa’da Bosna Hersek’ten göç eden Müslümanların en yoğun olarak yaşadığı yer Halilbeyli Mahallesi… Yakın zamana kadar Halilbeyli (ve pek çok yer gibi tütüncülükle anılırken) günümüzde hayvancılık ve tarımla anılıyor çünkü sadece Kemalpaşa’nın değil İzmir’in de en önemli et üretim merkezlerinden biri… Bu arada Gökçeyurt’u yok saydığım ya da unuttuğum sanılmasın.
Halilbeyli Köyü (günümüzde mahalle) Kemalpaşa’nın 25 kilometre doğusunda, İzmir-Manisa il sınırına yakın konumlanmış bir yerleşim. Yaklaşık 450 hane olan Halilbeyli’de 2.200 kişilik bir nüfus yaşıyor. Bu itibarla Kemalpaşa’nın büyük yerleşimleri arasında yer alıyor. Çoğu kırsal yerleşimde nüfus azalırken Halilbeyli’de 1970’lerden bu yana azalmak bir yana bir nüfus artışı var.
1970’li yıllara kadar bölgenin en önemli geçim kaynağı tütün üreticiliği iken günümüzde daha çok büyük baş hayvan besiciliği yapılıyor. Burada bulunan arıtmalı mezbahanede her yıl yüksek sayıda hayvan kesimi yapılıyor. Bir diğer geçim kaynağı ise arpa, buğday ve üzüm yetiştiriciliğinin öne çıktığı tarım sektörü. Evlenme, eğitim ve iş gücü olarak sanayide çalışma dışında köyden pek göç görülmüyor. Bunu, Halilbeyli’nin sokak ve sosyal ortamlarında çok sayıda genç nüfusu görerek anlamak mümkün. Sağlam aile yapısı nedeniyle boşanma oranları İzmir ortalamasının bir hayli altında.
Aslında ben yazının bu bölümünde Halilbeyli Mahallesi’nden çok burada yaşayan Mustafa Celep, onun arkadaşlarının çabalarıyla kurulan bir dernekten söz edeceğim. Ama önce tarihsel sürece bakmamız gerekiyor.
Eski Halilbeyli Köyü, aslında bir Yörük konağıdır; yani Yörüklerin kış aylarında yerleştikleri, koyun ve keçilerini gibi küçükbaş hayvanlarımı otlatmak için uygun buldukları bir coğrafyaydı. Osmanlı Devleti döneminde 1531 tarihinde yapılan tahrîr kayıtlarına (nüfus sayımına) göre 265 kişi; 1575 tarihinde ise toplam nüfus arşiv kayıtlarına göre 468 kişi bu bölgede çadırlarıyla, geçici de olsa ikamet etmekteydi. O zamanki adı “Halil Beylü” olarak anılan bu bölgede Oğuz’un Karkın ve Kızık boylarına ait Saruhan Yörük obaları kışlak olarak geliyor ve geçici bir yaşam alanı da olsa burada ikamet ediyorlar, bunlar resmî arşiv kayıtlarında mevcût.
1835 yılına ait nüfus defterlerine göre Halilbeyli’de 70 Müslüman erkek kayıtlıdır, buna göre köyün tahmini nüfusu 140 kişidir. Halilbeyli’de 1919-1922 yıllarındaki nüfusun, tamamı Müslüman, 600’dür ki bu da bölgeye yerleşen Bosna Herseklilerin demografik değişime etkilerini göstermesi açısından önemlidir.
Halilbeyli, 19 yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı tarihinde “93 Harbi” olarak da anılan 1876-1877 Türk-Rus Savaşı’ndan sonra bölgeye Bosna-Hersek’ten göç edenlerce daha da büyümüş. 93 Harbi sonrasında Bosna-Hersek’ten ilk kez 76 aile olarak gelen Rumeli kökenli göçmenler, takip eden süreçte de Halilbeyli’ye yerleşmişler ve bölge halkı ile bütünleşerek kendilerine özgü gelenek, yaşama biçimi ve giyim tarzı ile dikkat çeken özelliklerini sürdürmüşler, bölgenin etnografik yapısına önemli katkılarda bulunmuşlar. Bunların başında hiç şüphesiz -hiç tadamamış olsam da- meşhur börekleri geliyor.
***
Halilbeyli Köyü (şimdi mahalle) 19. yüzyıl sonlarında Bosna Hersek’ten büyük bir göç alıyor. Bunun en büyük nedeni, ilk yazımda da sözünü ettiğim, 1850 ile 1878 ve sonrası olumsuz süreç. Mezar taşları aslında arşiv belgelerinden de önemli bir kayıttır; çünkü mezar taşı yapıcısı resmî kayda değil, kendisine verilen bilgi ile yoğunlaşarak mezar taşını yapar.
Benim de yazarları arasında bulunduğum “Kemalpaşa (Nif) Tarihî Mezar Taşları” başlıklı kitapta da yer aldığı üzere Halilbeyli’nin kuzeyinde 15.500 metrekare büyüklüğünde olan Halilbeyli Mezarlığı’nda, eski yazılı, toplam 21 mezar taşı tespit ettik. Bu mezar taşlarından en eskisi Malî 1190 yani Miladî 1876-1877 yılına ait “Hendekçioğlu Hasan’ın kız kardeşi Ayşe” adına dikilen mezar taşı. Bu mezar taşını aynı yıl vefat eden “Saçaklızâde kerimesi Fatma Kadın” ve 1784 tarihli “Ayşe” takip ediyor.
Halilbeyli Mezarlığı’nda bulunan eski yazılı 21 mezar taşından 16 tanesi (burada imtina ederek söylüyorum ölen kişi değil, mezar taşı) eski yerleşik Türkler’e, geri kalan 5 tanesi Bosna Hersekli göçmenlere ait. Mezarlıkta bulunan ilk defin, mezar taşına göre “Salih Ağa”… Mezar taşının üzerine yazılan tam olarak şu: “Sene 1298 (1881) / Hüvel baki / Beni kıl mağfiret yâ Rab / Be-hakk-ı ârş-i âzim nur-ı Kur’an / El-meğfurleyh Bosna vilâyetinden Tirebine kazâsından Hacı İsmail Öveçzâde Salih Ağa / Ruhuna fâtiha”.
Halilbeyli Köyü’ne ilk Bosna Hersek göçüyle ilgili, daha doğrusu ilk göç tarihi hakkında, sözünü ettiğimiz bu ilk mezar taşı biraz belirsiz sonuçlara götürüyor bizi. Öncelikle 19. yüzyıl ortalarında iki gemi ile başlayan ve İzmir Liman’ında sonlanan ciddî bir göç var. Acı ve trajik bir göçtür bu… Her zorunlu göç gibi…Salih Ağa’nın mezar taşına bakarak Bosna Hersek bölgesinden Halilbeyli’ye ilk göçün 1878’da başladığını söyleyebiliriz. Ancak burada bir parantez açarak 1850’li yıllarda da göç olduğu ancak maddî nedenlerle mezar taşı yaptıracak güçte olmayan göçmenlerin olma ihtimalini belirtmek gerekecek.
Salih Ağa’dan sonra 1892’de Salih bin Derviş, 1898’de “Tirebine muhacirlerinden Hacı İsmailolikzâde Hacı Mustafa kerimesi Meryem”, 1904’te “Hacı İsmailovik Hacı Mustafa zevcesi Hatice” ve 1909’da Salih Ağa zevcesi Dudu” adına mezar taşları mevcut.
***
Halilbeyli denilince benim ve sanırım pek çok kişinin aklına ilk gelen isim Mustafa Celep. Bu, çok şaşırtıcı değil çünkü Mustafa Celep, son derece aktif biri ve bana göre bedenen Halilbeyli’de, ruhen Bosna Hersek’te yaşıyor. 1948 Halilbeyli doğumlu olan Celep iyi derecede arkaik Boşnakça biliyor çünkü yaklaşık 150 yıl önce buraya göç eden büyük dedelerinin o tarihlerde kullandığı Boşnakçayı konuşuyor. Bu, bizim modern Türkçe dediğimiz günümüz Türkçesiyle değil 150 yıl önceki Türkçeyi kullanan biriyle diyalog kurdumuzu düşündüğümüz zaman anlayabileceğimiz bir durum.
Bosna Hersek’ten Türkiye’yi ziyarete gelenler bir şekilde onu buluyor hatta muhtemelen gelmezden önce varlığını biliyor. Kendisi de sık sık, planlı olarak Bosna Hersek’e gidiyor. Örneğin yakın zamanda yine Bosna Hersek’e uzun bir seyahat yaptı.
Kemalpaşa’nın, mutlaka tanışılması gereken simalarından biri… Çok tatlı bir sohbeti var ve bu sohbet bir yerde her nasılsa dönüp dolaşıp Bosna Hersek’e geliyor. Halilbeyli’ye gittiğinizde, eğer çok olağan dışı bir durum yoksa, meydandaki kahvehanelerde çayını içerken görmek mümkün.
Mustafa Celep, eskilerin tabiriyle “gayyur” yani üstün gayret / çaba gösteren bir gönül insanı. Uzun yıllar, yaklaşık 7-8 yıl önce Halilbeyli’de Boşnak kültürünü yansıtan bir müze kurma çabası içerisinde olduğunu kendisinden dinlemiştim. Bazı envanterleri toplamış olduğunu da söylemişti. O günlerden aklımda kalan, “takunya” aradıklarını söylediğini, benim de yakın çevreme eğer bir takunya bulurlarsa bana göndermelerini rica etmiştim. Karınca kararınca ben de bu “gayyur” insan ve çabaya katkı yapabilmek için.
Halilbeyli’de Mustafa Celep ve onun gibi gayretli arkadaşları sayesinde 2013 yılında “Halilbeyli Bosna Hersek Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği” kurmuş ve derneğin binasında, yıllar önce sözünü ettiği ciddi bir etnografik malzeme toplamış. Bunları hem anlatıp hem gösterirken ne denli heyecanlı olduğunu görmek mümkün. Çünkü bir hayli yol almış ve önemli sayıda müze envanteri toplamış. Bu envanterin birden fazla benzeleri olanları da var; eminim günün birinde kurulacak “Kemalpaşa Kent Müzesi” çatısı altında mutlaka yer alması gereken “Bosna Hersek Galerisi” içerisinde sergilenmek üzere bunları bağışlamakta tereddüt etmez.
“Halilbeyli Bosna Hersek Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği” tek katlı mütevazi bir binası var. İçinde mutfak da bulunan çok amaçlı bir salon, bir idari oda ve misafirlerin konaklaması için dört yataklı bir oda ve banyo mevcut. Bina, hem dernek idarî birimi hem küçük toplantı salonu hem de bir misafirhane gibi tasarlanmış. Mustafa Celep’in alın teri ve çabası binanın her santimetre karesinde mevcut. Oluşumu anlatırken “neyi, ne zaman ve nasıl” yaptığını anlatırken nasıl bir efor harcadığına, nasıl bir “adanmışlıkla” sonuca ulaşmaya çalıştığını gözlemlememek imkansız.
Derneğin bu denli üstün çabasına rağmen eksikleri mevcut mu, mevcut. Kendimce gözlemlediğim kadarıyla, salonu veranda kısmına uzatılarak büyütülebilir. Bu, düşük maliyetli bir inşaat sonucu çok kolay gerçekleştirilir. Salonun büyütülmesi, hem katılımcı sayısının artırıldığı toplantıların ihtiyaçlarına hem güneş ışığı yönüyle iyi aydınlatılmasına hem de bin bir emekle bir araya getirilmiş onca envanterin sergilenebilecek genişlikte bir alanın açılmasını sağlar. Bir diğer temel ihtiyaç ise, belki buradan okuyanlara da bir çağrı olur, toplanan envanterin sergilenebileceği cam kabin ve kaidelerin oluşturulması; ki bu, ciddi bir maliyet demek. Kemalpaşa’da Bosna Hersek kökenli, durumu, maddî varlığı yerinde pek çok aile var, ben açıkçası kendi payıma varım ama lütfen siz de “varlığınızı” gösterin…
Mustafa Celep ve yaptıklarına demeyeyim “başardıklarına” baktığımda büyük Türk şâiri Tevfik Fikret’in “Ferda” adlı şiirindeki “Vatan gayyur insanların omuzları üstünde yükselir” dizesi ile kendimce eskilerin “Marifet iltifata tabidir” sözü aklıma geliyor ve diyorum ki iyi ki varsın Mustafa Celep ve iyi ki varsınız Mustafa Celep gibi “gayyur” insanlar…
KAYNAKLARIM: Nedim İPEK, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Ankara 1994; İlker Mümin Çağlar, Hasan ERALACA, Rahim SAĞ, Mustafa ALTINBAŞ, Kemalpaşa (Nif) Tarihi Mezar Taşları, Kemalpaşa Belediyesi Kültür Yayınları, 2021.
İki Yeni OkulunAra Tatili Sonunda Faaliyete Geçmesi Planlanıyor